Yeni Zelanda Notlarım 5

Sürekli Çince konuşuyorlar. Nasıl İngilizce öğrenecekler bilemiyorum. Öğretmen Elizabeth ile ben Çince öğrenmeye başladık Ama çok insancıllar ve arkadaşlıkları iyi. Çoğu benle çok ilgili.

Buradaki evlerden çok hoşlanıyorum. Ahşap evler. Buraya has bir ağaç çeşidi var. Bizim meşe ağaçlarının hormonlusu gibi aşırı sert bir ağaç. Evler bu ağaçlardan yapılıyor ve 100 yıl garanti veriliyor. Gerçi kimse sormuyor “100 yıl yaşamayacağım, çoluk çocukta bu evde yaşamak ister mi?” diye. Bu evlerin ev kötüsü 250.000 NZD’den başlıyor. İyileri, 1.000.000 NZD. En kötüsü Türk Lirası ile 150 Milyar anlayacağın. Devlet ev yapımına müsaade vermek için güneş olayına çok dikkat ediyor. Evinde tadilat yapmak istesen bile, belediyeden “Tadilat Planı” çıkarttırman gerekiyor. O zaman evin tüm hikayesi çıkıyor. Kaç yaşında, hangi yıllarda tadilat geçirmiş, yangını var mı? Kaç sahibi olmuş vs hepsini öğreniyorsun. Sonra da, yapacağın bu değişiklikte, güneş bu eve, odaya nereden girecek diye soruyorlar. Eğer yapacağın değişiklik güneşin girişini engelleyecekse, tadilat ruhsatını vermiyorlar. Yeni Zelanda’nın her yeri aynı mı bilmiyorum ama Wellington ve çevresinde evlerin yaşam salon/odalarının pencereleri doğuya bakmak zorunda. Güneş doğduğunda salonun ışık almak zorunda. Kanun böyle. Kim bilir belki Kiwi’lerin çoğunluğu bu yüzden mutludur.

Bu günkü şehir turumda, Oriental Bay a doğru gitmeyi planlıyorum. Lord of The Rings’in (Lotr) yönetmeni Peter Jackson’ın evi. Bu koydaymış öğrendiğime göre.

Eskiden evler para etmezmiş bu koyda. Lotr çekildikten sonra insanlar Peter Jackson’a komşu olabilmek için en kötü eve bile, milyon NZD vermeye başlamış .

Kıyaslarsam, 2500 nzd 2 milyar tl civarında.

Wellington’ın Oriental Bay’i, İstanbul’un Bebek’i, Moda’sı. Level biraz farklı. En güzel evler burada. 

Körfezin ortasında denizin içinde bir fıskiye yapmışlar, akşamlar renkli ışıkları da yansıtıyorlar, tüm körfez seyrediyor. Hoş bir ambiyans yaratılmış.

Kuşlar gelip tepene ayağına konabiliyor. Burada hayvanlar hiç korkutulmamış. Korku ne bilmiyorlar. Gelip yanına konuveriyorlar. Bizde nasıl! Düşünüyorum da…

Burada yeniden doğmak ve her şeyi yeniden öğrenmek gerek. Her şey o kadar farklı ki nasıl anlatsam bilemiyorum. Belediye otobüsünü bile kullanırken sistem farklı. Binmeden önce, duraktaki tabeladan, gideceğin durağın kodunu öğrenmen gerek. Bindiğinde, şoförün yanındaki tuşları kullanarak ineceğin durağın kodunu giriyorsun, ücret tutarı ekranda görünüyor, Bunu şoföre ödüyorsun. İneceğin durağa geldiğinde kaç kişinin ineceği şoförün ekranında göründüğü için bir kişi eksik inse bile, otobüs hareket etmiyor. Şoför uyarmıyor. Sessizce bekliyor. Yolcular “Hadi in artııııııkkkk” diye seslerini yükseltmeye başlayınca, o kurnazın biri, inmek zorunda kalıyor. Sistem güzel. Üçkağıtçılara, kurnazlara fırsat vermiyor.

Bu gün, Türk arkadaşlarla Lyall bay diye bir plaja gittik. Denize girdik, burası pasifik okyanusu ve buz gibi. Böyle soğuk bir deniz görmedim daha önce. Güneş yakıcı olmasına rağmen, yüzerken buz parçalarına çarptı ellerim. Antartika’nın soğuk su akıntıları gelip Yeni Zelanda etrafında dönüyormuş. Beraberinde buz parçaları da getiriyormuş. Hipotermiye girmemek için hızlı yüzmeye çalıştım ama nafile! İnsanların neden dalgıç kıyafetleri ile yüzmeye çalıştıklarını şimdi daha iyi anlıyorum. Surf yapmak için ideal burası. Dalgaların en küçüğü bir metre. Bir tane bile taş yok plajda. Denizin içi de dışı da öyle. Kumu çok güzel.

Bu arada koyun iki tarafına tahta kuleler yapmışlar. Can kurtaranlar, ellerinde dürbünlerle sürekli denizi izliyorlar. Köpek balığı koya girdiği anda düdük çalmaya başlıyorlar. Herkes denizden çıkıyor. Tabi bu Türkiye’nin sıcak denizlerinin sazanı kardeşiniz, bu kurallardan bihaber olduğundan, arkadaşlar da plajda gülmekten başka bir şey yapmadığından, kendi boyutlarımdan daha büyük bir “Big White” ile göz göze gelmek, yüzme rekorları kırdırttı hiç abartmıyorum 10 metre ya vardı ya yoktu aramızda. Plaja çıktığımda bana doğru koşan cankurtaranlar, “Şanslısın aç değildi” dediler! Bu da son oldu zaten. Bir daha Yeni Zelanda’da kaldığım iki yıla yakın sürede hiç denize girmedim.

Burada benim için en büyük 3 sorun var;

1. Tuvaletlerde taharet musluğu olmayışı. Popoyu yıkamadan rahat edemiyoruz.

2. Trafiğin sağdan oluşu. Alıştık Türkiye’de trafikte akrobasiye, burada ezileceğiz rahatlıktan.

3. Hava durumu. Bir gün sıcak, bir gün yağmur. Bazen aynı günde bile yaşanıyor. Üzerine bir de “Windy Wellington” ın rüzgarı da eklenince, bıktırıyor.

Bazı dükkanlar var burada “Second Hand Shop” lar. İnsanlar kullanmadıkları ya da artık lazım olmayan eşyalarını satıyorlar ve başkaları da bunları alıyor. Bizim “Bat pazarı” olayı gibi değil bunlar lüks mağazalar. Tanrım neler yok ki! Antikalar var alıp Türkiye’ye götürmek gerek. Burada çok ucuz ama Türkiye’de çok pahalı olabilecek parçalar. ( Tuttu yine müteşebbis yurdum insanı damarım )

Bu gün dışarı bir şort bir tişört la çıktım. Üşüdüm tabi berbat rüzgar esiyor. Bursa’dayken, internetten konuştuğum Auckland’lı bir Türk, bana “Wellington’a neden gidiyorsun orası çok rüzgarlıdır çok etkiler insanı” demişti. Bu kadarını tahmin etmemiştim. Yine bir kaç 2. el mağazası dolaştıktan sonra kendimi sıcak bir mekana atmak ihtiyacı hissettim. Birden aklıma kütüphane geldi öyle ya okul bana kütüphane üyelik kartı vermişti. Bende gittim. Yanlış anlaşılmasın kitap okurum normalde. Kütüphanelere sadece ısınmak için gitmem.

Sonrasında çıktım yine dolaşmaya başladım. Wellington eski stadyumuna geldim. İzleyici ve oynayanlar arasında tel örgü falan yok. İzleyenler kalkıp futbolculara ya da ragbicilere saldırmıyor.

 Bu düşüncelerden sıyrılmam gerek çünkü okulun dediğine göre İngilizce düşünmeden öğrenemezmişim konuşmayı. Ama olmuyor ki! Bu konu bir ikilem. Türk arkadaşlarla takılsam, İngilizce öğrenemiyorum, takılmasam, ülkeyi daha uzun sürede anlayacağım. Başkalarının deneyimlerini dinleyip buranın yaşam biçimini daha kısa zamanda öğrenmek var. Artı yalnızlık çekiyorum.

Hem ne demiş Bernard Shaw, “Akıllı insan aklını kullanır. Daha akıllı insan, başkalarının da aklını kullanır!”

Anlatılanlara göre NZ’de 5000 Iraklı varmış. Şimdiki Başbakan Helen Clark’tan bir önceki başbakan, birleşmiş milletlerde bir konuşmasında, “Benim ülkem de insan az Iraklı mağdurlar benim ülkeme gelebilir.” demiş. Tabi işin aslı bu kadar değil. Bu konuşmayı, Irak’ta ki tek hıristiyan toplum olan Asyrians = Asuriler = Süryanileri, Saddam’ın soy kırımından kurtarabilmek için 5000 kadarını buraya getirmişler. Aslında bu sayının tümü, Asyrian değil kendi söylemlerine göre. İçlerine karışmış bir çok Kürt ve Türkmen de varmış. Ki bende onlarla karşılaştım. Vatandaşlık almışlar sonra bir çoğu NZ pasaportu ile başka ülkelere gitmişler. Kalanlar ise kendilerine açtıkları kahvehanelerde, sabahtan akşama kadar kumar oynayıp, işsizlik aylığı ile yaşıyorlar. Etrafta “don fanila terlik” dolaşıyorlar. Eski başbakanın “Bunları aldık, hata ettik.” anlamında demeçleri mevcut. Bazı Kiwi’ler ise, “onlar gelmeden önce kapılarımızda kilit yoktu” dediklerini kulağımla duydum. Gerçi İngiliz’in genel davranış biçimidir bu üstten bakmalar, kibirli söylemler.

3 gündür şiddetli yağmur ve fırtına var hiç durmadı. Bu gün okula gelirken resmen lanet okudum. “böyle olamaz ya güya yaz mevsimindeyiz nedir bu lanet!” İyi ki bir defa pasifik okyanusunda yüzdüm yani. Büyük konuştum nazar değirdim. Şaka şaka buranın tüm zamanlar böyleymiş.

Marina da, Türk bayrağı çekmiş bir yat var ama ulaşamıyorum o bölgeye. Marina güvenlik koruması altında. Yalnızca yat sahipleri girebiliyor. Enteresan olan, yurdumun çakma milliyetçi yat sahipleri, marinalara, ülke karasularına ücretsiz girebilmek için, gönderlerine Amerikan bayrağı çekerler. Bu arkadaş vermiş 100 doları Türk bayrağıyla girmiş marinaya. Tebrik etmek istedim ama ulaşamadım.

Hükümet 1 yıl önce(2002) kanunları değiştirmiş. 1 yıl önce gelseydim çok kolaymış oturum alma süreci.

Burada kadınlar, erkeklerden bir adım üstteler! Tüm Kraliçe ülkelerinde olduğu gibi. Sokaklarda bir çok olay görüyorum bu tezimi ispatlayan. Kadın erkek tartışıyor, polis az ileriden izliyor. Kadın erkeğe bir tokat atıyor, polis izlemeye devam ediyor. Bir tokat daha atıyor. Yine hareket yok poliste. Ta ki erkek bir tokat atıyor polisten sert müdahale geliyor. Burada hayvan hakları bile, erkek haklarından üstte! Burada eve misafir geldiğinde, evin erkeği ikramda bulunuyor. Evin hanımı istifini bozmadan muhabbete devam ediyor. Kaç eve misafirliğe gittim, kaç tane aile gördüm, hep aynı manzara. Bizim Türk erkekleri de buna uyum sağlamış anladığım kadarıyla. Sonra açıyorum gazeteleri, dergileri, reklamlarda kadın bedeni obje olarak kullanılmıyor burada. Tam tersi erkek bedeni kullanılıyor. Otobüslerin üzerindeki reklamlarda bile erkek bedeni kullanılıyor hep. Burada erkek, abartmış olmayayım ama bir damızlık olarak görülüyor.

Erkek, çocuğa bakıyor, evi temizliyor, ev işlerini yapıyor, kadın çalışıyor, akşam eve yorgun geliyor adam onu rahatlatıyor!

Bir gözlem daha: Burada en kültürsüz insan bile doğaya saygıyı, geri dönüşümü, çöpte geri dönüşenleri, organikleri, inorganikleri, ayrı poşetlemeyi biliyor ve çok dikkat ediyor. Tabi burada da magandalar yollara tükürüyor, egzozu açık arabalarla dolaşıyor, sesini sonuna kadar açtıkları müzikleri ile  kendilerini göstermeye çalışıyorlar. Ama şu da bir gerçek, hiç kimse korna çalamıyor. Polis, 3 aylığına alıyor ehliyetini. Öndeki araç istediği kadar dursun yolda. Arkadaki de bekliyor. Uyarma yok.

Burada da ev hırsızlıkları var. Burada da cinayetler var. Gerçi bu tür suçları genelde Maoriler işliyor. Maoriler, psikopat ve tehlikeli insanlar uyuşturucuyu satan onlar, yaralama, tecavüz gibi vakaların çoğu onlarda. Her türlü kaba kuvvet olayları, hep onlardan çıkıyor burada. Öfkeliler. “İngiliz işgali” diyorlar şimdiki sisteme ve onu her fırsatta deliyorlar. Ülkenin %20 kadarlar. Geri kalan İngilizler ve göçmenler. İngilizler, Maorilerin seslerini kesmeleri için, haftalık 320 NZD işsizlik aylığı veriyor. Bu tutar Maori olmayanlar için 160 NZD. Bu parayı alan Maoriler, doğruca ya publara ya da torbacılara gidiyor. Tabi uyanık ve bilinçli olanlar “Bizi parayla susturamazsın, siz Yeni Zelanda’da işgalcisiniz.” deyip protesto ediyorlar.

İnsanlar hiç birbirlerine benzemiyor herkes çok farklı kültürlerden. Kimi Tibet rahipleri gibi dolaşıyor, kimi kızılderili kıyafeti ile, kimi İskoç eteği ile, kimi punkçı, kimi takım elbiseli, her kez çok farklı.

Bir Kiwi arkadaşın dediğine göre, bir zamanlar Zelanda’nın yerlileri olan Maoriler, yamyammışlar. İngilizler, buraya geldikten sonra bu olayı engellemişler. Ve 100 yıldır yamyamlık vakası görülmemiş. Ama bildiğim kadarıyla Yeni Zelanda’yı ilk keşfeden ve kolonileştirenler, Hollandalılar. Hatta adı, Hollanda’daki “Zealand=Sealand=Denizkarası=Denizkenarı” adlı bölgesinden gelir. Burasının adı da Yeni Sealand olsun demişler.  Tarihlerinde bu konu çok işlenmiyor aslında. Hollandalılar ve İngilizler bunu birbirlerine hep yapıyor sanırım çünkü bu Newyork’un kurulmasında, Capetown’ın kurulmasında ve bir çok bölgede de yaşanmış tarihte. Hollandalılar keşfetmiş, kolonileştirmiş, sonra İngilizler gelmiş istila etmiş. İngilizlere sorarsan da, “biz olmasaydık bunlar hala yamyam idi” diyorlar. Neyse konu karmaşık ben çok girmeyeyim aralarına

İki meclis binası var Wellington’da. Biri İngiliz’lerin, öbürü Maori’lerin. Aynı caddede karşılıklı bakıyorlar birbirlerine. Maori meclisi, yüksek bir apartman şeklinde. İngilizlerin ki ise konik silindir şeklinde.

İngiliz Meclisi

Maori meclisinin, İngiliz meclisine bakan yüzünde tüm binaya giydirilmiş, tarihi olaylar yazıyor. Burada yazan: “5 büyük Maori reisi, bla bla körfezine bakan tepenin üzerinde oturuyorlar, ufuğa doğru bakıyorlardı. İlk İngiliz kalyonları ufukta göründüğünde, bla bla reis, “Beyaz Et geldi” dedi” ( ) Ardından uzunca süren çatışmalar sürerken çok İngiliz yediklerini, sonrasında Waitangi Day’de, (06.02.1840) ilk imzalanan anlaşma ile savaş bittiğini anlatıyor. Ama 1934’e kadar kutlanmamış çünkü Maoriler, İngilizce yazılmış bu anlaşmaya imza atarken, İngilizce bilmediklerinden, İngiliz’lere istemedikleri bir çok yetkiyi verdiklerini sonradan anlamışlar. Bu sorun giderilene kadar da, kutlama yapmamışlar. Sonunda 1974’te de Tüm Yeni Zelanda’da ulusal resmi tatil yapılmış.

Burada oturum ya da vatandaşlık alabilmek için, ya bir milyon NZD’ın olacak, ya iş yapmak için baş vuracaksın, ya burada gelişmekte olan bir iş dalında, kendi ülkenden en az beş yıl deneyimin olacak, ya ailen çok iyi İngilizce biliyor olacak son çalıştığın işlerinde en az 5 yıldır çalıştığını ispatlayacaksın, ya burada iş yeri olan bir patron senin için bir “bu adamı istiyorum benim işim de kalifiyedir çalıştıracağım” diye bir dilekçe yazacak ben bu konu üzerinde durdum ama bunun da bir sakıncası var 2 yıl sonra ülkene dönmek zorundasın, ve bu arada aileni falan getiremiyorsun buraya. Ve son olarak da Yeni Zelanda vatandaşı biriyle evlenip 1 yıl evli kalman gerekiyor. Bu konu üzerinde de duruyorum. Burada ki arkadaşlarda aynı şeyi söylüyor.

Amerika’dan bile buraya göçmen olarak gelen var enteresan!

Türkiye’den getirdiğim cep telefonum burada çalışmıyor ve buranın sim kartını da kabul etmiyor bu yüzden yeni almam gerekiyor.

Devamı gelecek…

“Yeni Zelanda Notlarım” adlı yazı dizisinin önceki bölümleri :

Yeni Zelanda Notlarım 1

Yeni Zelanda Notlarım 2

Yeni Zelanda Notlarım 3

Yeni Zelanda Notlarım 4

 

Çin #Çince #Backpackers #Otel #Hotel #student #Postmodern ülke #Postmodern #Kütüphane #Kiwi #Maori #New Zealand #Not #Notlar #Note #Notes #Seyahat #Tur #Macera #Travel #Wellington #Windy Wellington #Yeni Zelanda #NZ #okul #school #Polis #Turkey #Türkiye #Türk #Travel blog #Blog #Article #Mustafa #Algün #Mustafa Algün #Asya #NZD #Oriental Bay #Lord of The Rings #Lotr #Peter Jackson #Körfez #fıskiye #Lyall bay #Güneş #Antartika #Hipotermi #dalgıç #Surf #Dalga #plaj #Deniz #Kum #Köpek balığı #koy #düdük #sazan #Big White #shark #Tuvalet #taharet musluğu #Popo #Second Hand Shop #Bat pazarı #ikinci el dükkanı #Bursa #Auckland #stadyum #stadium #Rugby #football #futbol #Bernard Shaw #Başbakan #Helen Clark #birleşmiş milletler #Irak #hıristiyan #Asyrian #Asyrians #Asuri #Asuriler #Süryani #Süryaniler #Saddam #soy kırım #Kürt #Türkmen #Vatandaş #pasaport #kibir #şiddetli yağmur #fırtına #pasifik #okyanus #pasifik okyanusu #Marina #Türk bayrağı #yat #çakma milliyetçi #Amerikan bayrağı #Hükümet #Kraliçe #Kraliçe ülkeleri #Kraliçe ülkesi #hayvan hakları #erkek hakları #Türk erkekleri #kadın bedeni #obje #erkek bedeni #geri dönüşüm #recycle #maganda #Maoriler #Maori #uyuşturucu #hırsızlık #cinayet #suç #tecavüz #İngiliz işgali #Tibet rahipleri #kızılderili #İskoç eteği #punk #yamyam #Hollanda #Zealand #Sealand #Denizkarası #Denizkenarı #Newyork #Capetown #meclis binası #Waitangi Day #göçmen #Makale #Yazı #Anı

 

Paylaş

Hakkında Musta

Traveller (on a budget)

Bir yanıt yazın